Sahte Dindarlar Sahte Laikler Sh: 116-117-118
Türk milleti, büyük ekseriyeti ile dindardır. Her türlü taassuptan uzak, berrak ve tertemiz bir dini inanca sahiptir. Dinini çok sever, onu yaşamak ve yaşatmak ister. Dindar aydın ve kadrolara büyük sempati duyar. Diğer dinlere, inançlara ve mezheplere karşı büyük bir müsamahası vardır. Başkalarının inançlarına karışmadığı gibi, kimse de kendi inançlarına ve yaşayışına karışmasın ister.
Türk; bütün tarihi boyunca böyle olmuştur ve böyle davranmıştır. Bazıları, Yavuz Sultan Selim Han'ın yaptığı Çaldıran Savaşı'nı bir mezhep kavgası sanırlar. Oysa durum tamamıyla başkadır. O zaman da İran'ın gözü Osmanlı-Türk topraklarında idi. Şiiliği ideoloji edinen İran siyaset adamları, ülkemize bu kanaldan sızmak ve yönetimi ele geçirmek istiyorlardı. İşte Yavuz Sultan Selim Han, düşmanın bu arzusunun, bir daha dirilmemesi için Çaldıran Savaşı'nı yapmış ve İran'ın emperyalist emellerini yerle bir etmişti. Şimdi Humeyni, bizden bunun intikamını almak istemektedir.
Aynı şekilde Sultan 2.Mahmut Dönemi'nde, İngilizler’in kışkırtması ile Hicaz'da ayaklanan Vehhabi Suudiler de imparatorluğumuzu bölmek istiyorlardı. Sultan'ın Kavalalı Mehmet Ali Paşa'yı bunların üstüne gönderip Vehhabi Suudi isyanını bastırıp, elebaşlarını yakalatıp İstanbul'da idam etmesi de yine bir mezhep savaşı olmayıp, doğrudan doğruya bir devletin kendini koruması için verdiği mücadeleden ibarettir. Suudiler, bu acıyı unutmamışlardır.
Esefle belirtelim ki, günümüzde yine İran ve Suudi kaynaklı fitne susmuş değildir. Fırsat buldukça, şeytanın aklına bile gelmeyen metotlar ile ülkemize sızmaya çalışmaktadır. Onun için ve ısrarla yıllardan beri diyoruz ki; "Bir devlet, milletinin dinine sahip çıkmaz, kendini çeşitli komplekslere kaptırarak, din sahasını ihmal ederse; millet, sağlam, yeterli ve tatmin edici bir din eğitim ve öğretiminden geçirilmezse, başka devletler 'sahte sahipçilik tavrı' içinde meseleleri istismar ederler." Dediğimiz bir bir çıkmıyor mu?
Yine hemen belirtelim ki, İran Şii Cumhuriyeti'nin ve Vehhabi Suudi Arabistan Krallığı'nın esas maksadı "Laik Türkiye Cumhuriyeti"ni yıkmak değildir. Her ikisinin de ortak hedefi; asırladır, bu milletin vicdanını yoğuran "Ehl-i Sünnet Vel Cemaat" inançlarını yıkmak, Türk milletini ve devletini kontrol altına almaktır. Bu oyun, Cumhuriyet'ten önce de oynanıyordu.
Tanrıtanımazlar, işin bu tarafını ya bilmezler ya da bilmezlikten gelirler. Onlar, bu gelişmeleri fırsat bilerek İran ve Suudi emperyalizmine cephe almak ve yerine, İslam'a düşmanlıklarını sahte bir laiklik tavrı ile gizleyerek; "Zinde kuvvetleri" yanlarına çekmek isterler. Ülkemizde kendi başarılarına engel olacak su katılmamış "Laikleri" ve "Atatürkçüler"i bile, neredeyse davaya ihanet etmekle suçlayarak herkesi sindirmek isterler. Bu marksist ve ateist oyunları artık görmek gerekir... Aksi halde, sonradan dövünmek boşuna...
Şimdi, bir taraftan İran ve Suudiler tarafından beslenenler, diğer taraftan (Başta siyonizm olmak üzere) karanlık birçok kaynaktan yemlenen ateistler, marksistler ve "Sahte laikler", ülkemiz insanlarını barışmaz, uzlaşmaz ve söz dinlemez "Düşman kamplara" bölmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Evet, çok uyanık olma zamanıdır. Müslümanlar, yüksek basiretleri ile bu oyunu görmeli, gerçekten inanmış aydınlar, İran'dan ve Suudi Arabistan'dan, yahut Cami-ül Ezher'den kaynaklanan fitneler karşısında uyanık olduğu gibi, "Tanrıtanımaz ve marksistlerin tahrikleri" karşısında da çok dikkatli olmalıdırlar.
|